Koca nine yer sofrasında kahve içiyordu; tabii Yusuf'a da bir fincan yapmıştı. Karşılıklı otururlarken koca nine, Yusuf'un canının hala sıkkın olduğunu fark etmiş fakat lafı onun açmasını beklemişti. Yusuf, yüzünü iyice içine gömmüştü neredeyse. En sonunda dayanamadı:
"Nine. Ben gitsem mi?"
"Nereye oğlum?"
"Belki gidersem ortalık durulur. Babamı arasak da beni gelip alsa."
Yusuf, olup bitenden kendini sorumlu tutuyordu. Daha köy hayatına alışamamışken; bir yanda onu sevmeyen bir Kerim, bir yanda Kerim'e rağmen onu seven bir anneanne ve dayı, bir yanda da insanların umuduyla oynayan Mecit isminde tuhaf biri... Sanki onlar başka, Yusuf bambaşka bir dil konuşuyordu. Sağdıçlarsa arada kalmış ve Yusuf yüzünden yıllardır kurulu olan düzenleri sarsılmıştı. Kerim nüfuzlu bir adamdı, diğerleriyse kendi halinde insanlar... Bir şey olsa kimin galip geleceği ortadaydı. Yusuf'un aklındaki senaryo, bir gün büyük bir kavga çıkacak ve Kerim'in galip geleceği yönündeydi.
Koca nine, Yusuf'un söylediğinden çok etkilenmiş ve biraz da ürkmüştü: "Gitmek ne kelime! Biz neciyiz oğlum? Sen ne düşündün de böyle konuştun koca adam gibi?"
Yusuf'un gözlerinden iki damla yaş süzüldü o an: "Ben ne yaptım ki nine? Ne yaptım ben?"
Bedankt voor het abonneren
Dit e-mailadres is al geregistreerd!